Ara
  • Muammer Sun Koroları

Hayatınızdan müzik ve koro eksik olmasın...


Yıl 2010 aylardan Eylül – Ekim, Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’nde ikinci sınıf öğrencisiyim. Okulun duyuru panosunda ve kapılarda bir afiş var “MÜZED Muammer Sun Korosu için Seçmeler” olacak hem de Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda. Konservatuvarın adının bile içinde geçiyor olması ayrı bir heyecanlandırmıştı beni. Neden mi? Çünkü orada başka bir eğitim vardı. Sonuçta bizim aldığımız öğretmenlik eğitiminin yanında hem farklı bir yerde müzik yapma, hem de oradaki hocalarla çalışma imkânı bulacaktım, inanılmaz güzel bir histi.


Koronun seçme günü gelmişti. Yalnız değildim tabii, sınıfımızdan da çoksesli koroya ilgi duyan arkadaşlarım seçmelere girecekti. O günü çok kısa da olsa anımsıyorum. Atilla Çağdaş Değer ve Çiğdem Aytepe Hoca’nın seçtiği deşifre solfejler ne çok kolay ne de çok zordu. Ses rengime baktılar, solfeji okuttular ve “Evet, bu kadar.” dediler. İnanamamıştım. Bu kadar kolay mı olacaktı?


Çalışmaya salı günü başlayacaktık. İlk provayı ve o günün güzel heyecanını üzerinden on yıl geçmesine rağmen unutamıyorum. Hocalar salona girdiler ve ilk prova başlamıştı. O zaman Beşevler'deki konservatuvarın koro salonunda yaklaşık yüz yirmi kişiydik, hiç unutamıyorum. Atilla Hoca bu kalabalık koroyu görünce şöyle demişti: "Yaklaşık bir - iki ay sonra bu salonda sadece elli - altmış kişi kalacak. Yaşayınca göreceksiniz, koro böyle bir şeydir." Duyduklarıma üzülmüştüm aslında çünkü bu kadar kalabalık bir topluluğun yapabileceği müziği ve oluşturacağı tınıyı hayal bile edememiştim. Koronun içerisinde hem müzik öğrencileri (çoğunluğu bizim bölümümüzden) hem de müzik öğretmenleri vardı, yani amatör bir koro olacaktı. Amatör demek yapılacak olan işin vasat ya da iyi olamayacağı anlamına da gelmiyordu tabii ki.


Hocaların zaman içerisinde eski deneyimlerinden de esinlenerek hazırladıkları bir "Koro Kuralları El Kitapçığı” vardı. İçeriği gerçekten çok iyi hazırlanmıştı. Provadan önce ve provada yapılması ve yapılmaması gereken neredeyse tüm davranışlar yazıyordu. Bir de şöyle bir şey vardı; bu koroya gelenler sadece haftada bir akşamını, güzelleştirmek ve müzik yapmak için ayıran insanlardı, yani hiçbirimiz bu işten maddi bir kazanç sağlamıyorduk. Tek istediğimiz ise birlikte müzik yapmaktı. Bu kadar kalabalık bir topluluğun ise birbiri üzerinde çok fazla sorumluluğu vardı: Provadan önce kendi partine çalışmak, diğer partileri de temel düzeyde bilmek, prova esnasında hocalar bir parti ile çalışırken konuşmamak, provaya kesinlikle geç kalmamak gibi. Bunları çok daha fazla sıralayabilirim tabii ki :)


Aaaa! İlk provadan bahsettim ama ilk deşifre ettiğimiz eseri de yazmadan geçemeyeceğim tabii ki; A. Lotti/Crucifixus. Bu eser Barok Dönemi’ne ait, mükemmel bir kontrpuanla yazılmıştı. Tüm partiler birbirinin içinden geçiyordu. Eseri Atilla Hoca seçmişti. Böyle bir eseri daha önce duymamıştım tabii ki, dili ise Latince idi. Çiğdem Hoca ise Adnan Saygun'un çokseslendirmesi olan “Akkoyun” adlı türküyü seçmişti. Bu eserden de ne çok şey öğrendik anlatamam. Çiğdem Hoca’nın verdiği ses örneklerine bayılıyordum. Tiz seslere o kadar rahat çıkıyordu ki! O küçük halimizle hayran kalmamak mümkün değildi iki hocaya da.


Yani demem o ki daha ilk provadan çok fazla şey öğrenmiştik bile. Salı günlerini iple çeker olmuştuk. Sevgili arkadaşlarım Rafet Onur Kırdar, Güner Akpınar, Pınar Çanakçı, Ece Teke, Rıdvan Ak, Burcu Karakaş, Selin Özdemir, Elif Bozbay ve daha kimler... Okul çıkışı bölümden konservatuvara hep birlikte yürür hatta bazı günler öncesinden yemeğimizi yerdik. Bizler diğer öğrenciler gibi okul bitince direk evine ya da yurduna gidenlerden değildik. Birbirimizi olumlu şekilde öyle güzel motive eder, etkilerdik ki… Şimdi ise o zamanki heyecanımı ve motivasyonumu bazen kendimde bulamayınca üzülüyorum... Koroya devam edebilmek için peş peşe üç devamsızlık yapmamak gerekiyordu. Bizim olmuyordu gerçekten. Hatta koro bittiğinde bile salondan ayrılamıyor, hocaların etrafı toparlamasına yardım ediyor sonra da kendimizi ya bir simitçide ya da kebapçıda buluyorduk :) Tabii bu söylediklerim sonraki yıllarda oluyordu, ilk yıl değil.


Her koro gibi bizim koromuzun da amaçlarından biri; bu güzel, bazen de acılı provaların sonucu (ürünü) olan konserleri verebilmekti. Yalnız burada en önemli şeylerden biri sadece sonuç yani ürün değil, sonuca giderken sürecin de güzel olmasıydı. Atilla ve Çiğdem Hoca’nın en çok önem verdiği şeylerden biriydi diyebilirim. Provalar, o konsere giden süreç iyi olmazsa, konser iyi olsun onlar için pek de önemi yoktu. Aslında konser odaklı çalışma fikrine de çok sıcak bakmıyorlardı o zamanlar. Tabii bu söylediklerim "Hiç konser olmadı mı yani?" gibi bir soru getiriyor akla, tabii ki öyle olmadı :) Bu on yıl içerisinde Türkiye'nin ve Ankara'nın çeşitli salonlarında, festivallerde ve şenliklerde konserleri oldu bu güzel koronun. Aralarda devam edemediğim yıllar olsa da, devam ettiğim sürece hem provalarda ve konserlerde hem de bunlar dışında "Gerçek bir koro olabilme" etkinliklerinde çokça eğlendik ve öğrendik. Geçtiğimiz yıllarda yurt dışından da gelen birçok koroya ve şefe de ev sahipliği yaptığımız çalıştaylar, konserler yaptık. Bunların başında; Sofia Gioldasi, Sevil - Fabio Alberti ve koroları, Gesa Werhahn ve Kızlar Korosu gibi... Bu etkinliklerden ve koristlere ev sahipliği yaptığımız süreçten öyle keyif aldık, öyle güzel anılar biriktirdik ki yazmakla gerçekten anlatamam.


Yani demem o ki; bir koroda şarkı söylemek hayatınızda kendiniz için yapabileceğiniz en muhteşem şeylerden biri. Muammer Sun Korosu'nun ise benim için yeri hep ayrı ve farklı kalacak. Hayatınızdan müzik ve koro eksik olmasın...


Gizem Nur Ertürk

MÜZED Muammer Sun Korosu Eski Üyesi

150 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

LLİMBİR