Kurucu Şeflerimizden Muammer Sun

Kara Kız ve Deli Çocuk’tan Muammer Sun Hocalarına,

 

3 Eylül 2004 yılında kurulan Sun Yayınevi’ne ilk kez Ahter Destan Hocamız ile gittik. Ardından Çiğdem-Atilla delileri olarak düzenli ziyaretlerimiz, Hocamızın doğum günlerinde bazen Hacettepe Gençlik Korosu üyeleri, bazen de Gazi Müzik öğrencilerimizle yaptığımız sürprizlerle büyüdü. Şarkılar söyledik, bol bol sohbet ettik, köpüklü kahveler, çaylar içtik sıcacık... Muammer Hoca usulü çay demlemeyi öğrendik. Bu süreç yaşamımızın dönüm noktalarından birini oluşturdu. Biz sorduk, Hoca anlattı; o bize sordu, dilimiz döndüğünce derdimizi, tasamızı anlattık, hayallerimizi dillendirdik. Hoca bize hep umut aşıladı, destek oldu. Onunla aynı havayı solumak, bizim için okul eğitimi gibi dopdoluydu. Biz zaten çocuğuz, aklımıza gelen her yerde “kim ne der?”, “ne düşünür?” demeden şarkı söyleyen, oyun oynayan, kavga eden çocuklarız Çiğdem ile... Bu süreçte Hoca’nın içindeki çocukla da tanıştık. Öyle bir çocuk ki; yüreğinde karşılıksız, hesapsız, sonsuz bir sevgi olan... Özü sözü bir, ne düşünüyorsa onu söyleyen, ne söylüyorsa onu yapan. Çok, çok sevdik karşılıklı birbirimizi...

Sun Yayınevi’ndeki sohbetlerimiz sırasında Sinemis Hocamız ile de özel bir bağ oluştu aramızda. Muammer Hoca “Kara Kızım” dediği Çiğdem’i koruduğunda, Sinemis Hocamız dengeyi sağlar beni yalnız bırakmazdı. O büyük sevgi çemberi içinde kendimizi hep korunan, kollanan çocuklar gibi gördük her zaman, mutlu olduk. Sun Yayınevi, meslek yaşamımızın zorluklarında bizim can simidimiz oldu zaman zaman... Bilge bir ustamız vardı, biz ne dersek, ne yaparsak bizi seven ama hep bildiği doğruyu söyleyen...

Akdeniz Caddesi 16/4 adresinden hemen hemen her ayrılışımız yürüyerek sürer ve çoğunlukla da Beşevler’deki konservatuvarımıza dönerdik. Gece, gündüz okuldaydık. Okuldan çıkış saatlerimiz nadiren akşam saat on bir öncesi olurdu. Sıklıkla da gece yarısını geçirirdik. Muammer Hoca ile konuştuğumuz konuları kimi zaman birbirimize hatırlatıyorduk, konuşmamız gerekenleri unutmayalım diyorduk, bazen de tartışıyorduk. Muammer Hoca’dan beslenen çalışkanlığımız devreye giriyordu belki de.

Hocamızı bazı zamanlar hastanede ziyaret etmek zorunda kaldık. Ancak O, hastanede bile bizi neşeli ve üretken şekilde karşılıyordu. Akşam koro çalışmasından çıkıp, ziyaretin yasak olduğu zamanlarda ziyaretlerimize şaşırıyor “İçeri nasıl giriyorsunuz?” diye sorardı. “Korocuyuz biz Hocam, kafamıza koyduğumuzu yaparız” derdik. Kimi zaman güvenlik görevlileri ile dürüstçe konuştuğumuzu, kimi zaman da pek kullanılmayan yerlerden geçtiğimizi anlatıyorduk. O ise bize hastanede yeni bestelediği çocuk şarkısını söylüyordu. Arada epey sohbet ettiğimiz için çıkışta unutmayalım diye şarkıyı dönüş yolunda sürekli tekrarladığımızı anımsarım. Hoca ile yaşadıklarımızı o sırada çalıştığımız korolarımızla, öğrencilerimizle, yakınlarımızla paylaşırken yüzümüzde tarifsiz bir heyecan ve yüreğimizde sonsuz bir sevgi, saygı, hayranlık olurdu.

26 Ekim 2010 tarihinde MÜZED Muammer Sun Korosu bu sevgi ve saygı temeli üzerine kuruldu. Hacettepe Çocuk Korosu’nun Faik Canselen, Saip Egüz, Erdoğan Okyay, Mahir Dinçer, Cenan Akın, Muammer Sun, Yalçın Tura, Hikmet Şimşek, Muzaffer Arkan olarak birden fazla koro sınıfı vardı. Bu sınıfları, kurduğumuz her yeni çocuk korosunda sürdürüyorduk. Hayalimiz, her bir ustamızın adını taşıyan Çocuk ve Gençlik Koroları, Kadınlar Korosu, Erkekler Korosu, orkestralı eserler seslendirecek büyük karma korolar yaratmaktı. Hayallerimizin ilk mayasıydı MÜZED Muammer Sun Korosu... HÜADK Muzaffer Arkan Kızlar Korosu, Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu, Saygun Filarmoni Korosu bu mayadan doğdu... Muammer Sun Eğitişim Korosu ise beş yıl sonra doğumu gerçekleşen bir çift yumurta ikiziydi.

Düşü olmayanın aş’ı olmazmış. Ömrümüz ve gücümüz yettiğince, saydığımız ustalarımız için düşlediğimiz koroları kurmaya, kurulmasına öncülük etmeye sözümüz var. Hocalarımızın Gölbaşı’na taşınmalarından bir süre sonra ciddi bir sorunla karşılaştık. Gölbaşı bize epey uzaktı ve bizim Çiğdem ile ne ehliyetimiz vardı, ne de arabamız... Önce Çiğdem’in kardeşi Mehmet’le sonra da Rafet, Güner, Ece, Gizem, Ayberk, Berk Can, Ayça, Canan Abla, Emre, Yusuf Emre, Fulya, Berrak, Şeyma ve Muammer Sun Korosu Ailemizden üyelerimiz ile daha kalabalık olarak ziyaretlerimiz hiç bitmedi. Sinemis Hocamızın konukseverliği, olağanüstü hazırlıkları ve birbirinden güzel yemeklerine elbette bayılıyorduk ancak Hocalarımızı da yormayı hiç istemiyorduk. Mutfakta azıcık iş yapsak Sinemis Hocamızın uyarısıyla kaçışan kedilere dönüşüyorduk. Muammer Hocamızın bize anlatmadığı nice anıyı Sinemis Hocamızın tanıklığından dinlemek bu sırada da Muammer Hoca’yı gözlemleyebilmek ise eşsizdi. Bu güzel ülkeyi, toprağını, insanını böylesine seven Ulu Bilge’ye reva görülenleri dinlerken içimizde oluşan isyan, kızgınlık, üzüntü, Hocalarımızın dolaysız ve tatlı anlatımlarıyla yerini zaman zaman kahkahalara bırakıyor, sohbetlerimizin yinelenen teması hep umut oluyordu. Bildiği yolda sevgi, sabır, özveri ve kararlılıkla ilerleyen, tüm engellere, yokluklara karşın ülküsünden, dürüstlüğünden, samimiyetinden hiç vazgeçmeyen, insanüstü bir emek ve ümitle yoktan yaratan, paylaşan, öğreten, eğiten Muammer Sun Hocamız, Koro Eğitimcileri Derneği’nin Onursal Başkanı, korolarımızın ve varoluşumuzun en büyük kaynağı olarak her daim bizimle...

Zamanda yolculuk için bir hakkımız olsa Muammer Sun Hocamız ile Sun Yayınevi’ndeki ilk buluşmamıza dönmek isteriz...

Kara Kız ve Deli Çocuk Çiğdem Aytepe-Atilla Çağdaş Değer 07.02.2021-Ankara